BABA EFTİM Okuyucuyla buluştu.

“Anadolu’daki mücadele İstanbul Patrikhanesindekilerin iddia ettiği gibi Müslümanlık ve Hristiyanlık temelinde bir mücadele değildir. Mondros Mütarekesinin bir maddesine dayandırılarak savaşa dahi girmemiş bir devletin dünyanın gözbebeği olan bu toprakları işgal etmesine izin verenler bunun böyle olmadığını çok iyi görüyorlardır diye düşünüyorum. Açık seçik bellidir ki Anadolu’daki mücadele toprakları işgal edilen bir milletin, işgalcilerden vatanını kurtarma, istiklal ve hürriyetine yeniden kavuşma mücadelesidir. Bunun sadece Avrupa’da değil Dünya kamuoyunda da bilinmesi, öğrenilmesi elzemdir. Ben, ömrünü Hristiyanlık dinine vermiş, ruhban sınıfındaki bir Metropolitim. Ortodoks inancına sahip bir Türk’üm ve Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının ortaya koyduğu gücü kabul ediyor, onu destekliyorum. Sadece ben değil Anadolu’nun ortasında yaşayan Türk Ortodoksları da milli mücadeleyi desteklemektedir. Bu topraklarda bin yıldır birlikte yaşayan, bizlerin inancına hiçbir şekilde karışmayıp dinimizi değiştirmeden yaşamamızın yegâne sağlayıcısı, kendilerinin hiçbir hâli hoş görülmeyen ama sadece bize değil, bizim gibi Hristiyan olan Rum ve Ermenilere, Süryanilere ve daha birçoklarına müsamaha gösteren aziz Türk milletinin evlatlarıdır. Devletlerinin adı Selçuklu olmuş, Karamanoğlu olmuş, Devlet-i Aliye olmuş hiç fark etmeden bu müsamahalı davranışı sürdürmüşlerdir. Anadolu’da, Rumeli’de yaşayan bütün Hristiyanlar varlıklarını Türklere borçludurlar. Bunlar en bariz biçimde Müslümanlık ile Hristiyanlık arasında bir savaşın olmadığının delilidir! İstanbul Patrikhanesi bu güne kadar varlığını sürdürebildiyse, cemaati hayatını devam ettirebildiyse ve bunların üstüne bugün de böyle beyannameler neşredebiliyorsa bunlar Türklerin hakkaniyetli yönetimi yüzündendir. İstanbul Patrikhanesini yönetenler, başka milletlerin varlığını kabul edip kiliselerini oluşturmalarına izin verirken bizim Türk olmamız sebebiyle varlığımızı bile kabul etmeyip kendi dilini unutup Türkçe konuşan Rumlar olduğumuzu iddia etmekte, düşmanla savaşan Türk milletini ise arkadan vurmamız için her türlü casusla oyunlar oynamaktadır. Onların oyunlarına alet olmadığımızdan dolayı da iftiralar atmaktan kendilerini almamaktadırlar. Millet ile din kavramını kendilerine göre değerlendirerek bizim varlığımız yokmuş gibi davranmaktadırlar.”

Türk Ortodoks Patrikliğini kuran, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün tabiriyle; “Bu memlekete bir ordu kadar hizmet eden” Baba Eftim’in yaşadıklarının gerçek olaylara dayanarak roman kurgusuyla anlatıldığı bu eseri merakla okuyacak, öğrendikleriniz yüzünden belki de kafanızdaki pek çok fikri sorgulayacaksınız. Aşağıdaki bağlantıya giderek inceleyip temin edebilirsiniz.

https://www.postkitap.com/baba-eftim

MAZLUMUN ELEMİ Yayınlandı.

Nejdet Sançar'ın yaşadıklarının bir kısmını roman kurgusuyla anlatmaya çalıştığım "MAZLUMUN ELEMİ" baskıdan çıkmış hâliyle elime ulaştı. Post Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni, kıymetli dostum Hayri Ataş Beyefendiye şükranlarımı sunuyorum.

***

"Bu kitapta; Balıkesir Lisesi’nde Edebiyat Öğretmeni iken Türkçülük-Turancılık suçlamasıyla tutuklanan, geride hamile bir eş bırakarak aylarca doğrudan ve dolaylı olarak zalimlikler edilen bir mazlumun ve onunla birlikte eşinin, o tutukluyken doğan oğlu Afşın’ın yaşadıkları, gerçek olaylar çerçevesinde roman kurgusuyla anlatılmaktadır. Suçlamaların hepsinden beraat etse de sonrasında maruz bırakıldıklarını okudukça birçok husus kesinlikle yüreğinize dokunacaktır. Bu roman, duru, yalın ve akıcı bir dille kaleme alındığı için bitirinceye kadar elinizden bırakamayacaksınız."

***
Okumak isteyenler Post Yayıncılık internet sitesinden temin edebilirler. Yakında kitap satılan pek çok yerden ulaşabilirsiniz.
Hayat kitapla güzel...

https://www.postkitap.com/mazlumun-elemi

Tirebolulu Alparslan yayımlandı.

Bu kitapta; 1876 yılında Tirebolu’da mütevazı bir evde gözlerini dünyaya açan Hüseyin Avni Bey’in hayat serüveni roman kurgusu içerisinde anlatılmaktadır. Her Türk evladının yüreğinde büyük bir arzu olan Zabit olmak’ isteği uğruna neler yaşadığını okurken aynı zamanda Bulgar ve Yunan çetecilerle Rumeli’ndeki mücadelesini, Balkan Harbindeki ve çok geçmeden Cihan Harbinde nerelerde ve ne şartlarda savaştığını öğreneceksiniz. Devlet-i Aliye’nin en batısından en doğusuna kadar olan sınırları içerisinde neredeyse ayak basmadığı bir yer kalmadığını anladığınızda şaşıracaksınız. Hayatındaki kararların büyük çoğunluğunu vatanı için savaşmaktan ötürü hangi şartlarda alabildiğini tahayyül edeceksiniz. Mondros Mütarekesinden sonra döndüğü İstanbul’dan, kötü niyetli Rum din adamları ve çetelerinin hayali olan Pontus Devletini kurmak maksadıyla bir araya gelenlerle mücadele etmek için gittiği memleketi Giresun’da kurduğu 42’nci Gönüllü Piyade Alayının ne zorluklar yaşadığını, sadece Giresun’da değil Karadeniz Bölgesinin tamamındaki mücadelelerini gördüğünüzde şaşıracaksınız. Kelle koltuğunda savaşırken aynı zamanda Türk Yurdu Dergisinde yayınlanan makalelerinin olduğunu, memleketindeki birtakım yanlış anlayışlarla mücadelesini, savaşırken soğuktan donma tehlikesi geçiren ve Erzurum’da tedavi gördüğü hastanede bile inandıkları uğruna ‘Tirebolulu Alparslan’ mahlasıyla yazılar yazan, Türklük âşığı bu müstesna kahramanın başardıklarını hayretle okuyacaksınız. İkinci Viyana bozgunundan sonra Türk Ordusunun ilk defa savunma hâlinden çıkıp artık ileriye doğru hücum eder hâle geldiği Sakarya Muharebesine 42’nci Giresun Alayı ile katıldıklarını, kurşunlara, toplardan saçılan şarapnellere göğüslerini açtıklarını, zafere giderken başta canları olmak üzere her şeyden vazgeçtiklerini göreceksiniz. Kitabı bitirdiğinizde kısaca söylenmesi gerekirse adı çok kişi tarafından bilinmeyen bir Türk kahramanının soylu mücadelesini ve vatanın istiklali için canını vermekten imtina etmediğini anlayacaksınız. Türk Milleti, Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Bey ile İstiklal Harbi’nde Şehit ve Gazi olanlara minnet duymakta, rahmetle anmaktadır ve sonsuza kadar anmaya da devam edecektir.

Aziz ruhları şad olsun.

 https://www.postkitap.com/tirebolulu-alparslan-sehit-binbasi-huseyin-avni-bey